1 Temmuz 2019 Montichiari-Veronese sürüşü, Bugün kırmızılar günü, Deniz özlemi, Doya doya yedik içtik
Şefik ve ben nereye bakıyoruz ve bu resimde kaç kişi var? Bulması size
İşte çıktı ortaya. Meğer arkamıza saklanmış!
Montichiari-Veronese sürüşü
Bugünkü sürüş kısa idi. Toplamda 57 km. kadar süreceğimiz bir gün olarak organze edilmişti. Dolayısıyla bugün stres seviyesi düşük, söz yerindeyse “lay lay lom” bir sürüş sayılır bizim için.
Sabahki rutin hareketlerimiz, bavul topla-kahvaltı yap-servise bin-kamp alanında bisikletini al-ekiple buluş hareketlerimizin ardından çok oyalanmadan yola koyulduk. Yollarda ilerledikçe dünden bu yana dikkatimi çekecek kadar çok tarım arazileri olduğunu gördük. Mısır, şarap, buğday tarlaları göz alabildiğine uzanıyor. Dünkü 110 km boyunca uzanan ovanın Montichiari’den sonrasında da uzayıp gittiğini gördükçe bunca tarım arazisi varlığına şapka çıkarmak gerektiğini düşündüm.
Bugün kırmızılar günü
Bu sabah Şefik ve ben içinde çalıştığımız Florence Nightingale Hastanelerinin logosunu taşıyan formalarımızı giydik. Kırmızı rengimiz hem hastanemizin logosunun rengi, hem de Şefik’İn meşhur kızılşın bisikletinin rengi. Biraz da pancar gibi kızarmış halimizi de tamamlıyordu hani!
Bir de baktık ki, Amerikan Hastanesi’nden iki meslektaşımız, Erkan ve Hakan üzerlerinde Koç Healthline logoları taşıyan kırmızı formalarını giymişler. Gerçi bizim kırmızılarımız daha albeniliydi ama, olsun! Kaptan da kırmızı giymişti bugün. Eh, anlaşılan ekipçe kızılı seçmşiz.
Deniz özlemi
Dikkatimi çeken eksikse su yokluğu idi. Daha doğrusu, İstanbul’daki uzun geçmişimin bana sunmuş olduğu ve hiçbir zaman doyamadığım boğaz-deniz ile içiçe yaşamı özlemeye başlamışım anlaşılan. Her yer toprak, çakıl, taş ve çokça yeşillik. Ne de olsa orta Avrupa’da bir tur olacaktı bu. Milan’da küçücük bir göl ve yine minnacık bir kanal da görmüştük. Eh, yeter!
Bu düşüncelerle sokakların arasında ilerlerken bir anda karşımda denizi gördüm. Sevindim. Şaşırdım. Deniz? Ve dank etti. Göl! Kocaman bir göl Garda gölü.Kıyısında durduk, resimler çektik. Fıskiyeli havuzların kenarında serinlemeye çalıştık. Çeşmelerden su içtik, suluklarımızı doldurduk.
Sonrasında göl kenarındaki yolu izleyen güzergah boyunca ilerledik. Sıcak giderek kavurmaya başladı. Asfalt o sıcağı nasıl da yansıtıyor bize… Sonunda göl kenarında bir yer bulduk ve üstümüzdekilerle suya daldık. Bir oh çektik.
Doya doya yedik içtik
Yine yola koyulduk. Bir pazar yerinin içinden geçtik. Karpuz, kavun dilim dilim satıyorlardı. Aldık, yedik. Sonra da oraya yakın bir restoran bulup karnımızı doyurduk. Bu kez göl kenarında olmamızdan ötürü olsa gerek, etrafta çokça restoran vardı ve hepsi de açıktı.
Spagettilerimizi yedikten sonra yeniden yola koyulduk. Bir de baktık ki, son yokuşa gelmişiz. Orta Avrupa şehirlerini tepelere kurduklarını 2016’daki GBI turunda öğrenmiştik. Ikına sıkına, %13’ü bulan yokuşu çıktık ve kamp yerine vardık. Günü tamamlamıştık. Artık yarına hazırlanmak gerek.
Yazan. Mazhar Çelikoyar
Hakan ve Erkan
Her ne kadar rakipsek de aynı zamanda dostuz.















